Türkiye Eğitim Politikası Genel Görünümü Özel

Türkiye, OECD 2013 (pdf dosyasını indirmek için tıklayınız)

Öğrenciler:

PISA 2009 okuma değerlendirmesinde düşük performans gösteren 15 yaşındaki öğrencilerin oranı OECD ortalamasının üstündedir.

Çocukların eğitime katılım oranını yükseltmek için yapılan çalışmalara rağmen, okulöncesi eğitime ve bakıma katılım oranları OECD ortalamasına kıyasen düşüktür.

Türkiye’de, beklenenden daha düşük bir performans sergileyen öğrencilerin oranı ortalamanın üzerindedir.

 

Düşük sosyoekonomik altyapıya sahip öğrenciler arasında akademik başarı oranı özellikle düşüktür.

Öğrencilerin erken yaşta belirli yollarla seçilmeleri ve sınıflandırılmaları için kullanılan akademik seçim gibi sistem düzeyinde uygulanan politikalar eşitliği engellemektedir.

Üst, orta ve yükseköğrenim kurumlarına seçim süreci oldukça seçicidir.

Akademik ve mesleki programlar bakımından; üst, orta ve yükseköğrenim kurumlarında mezuniyet oranları OECD ortalamasının altındadır.

2005 yılından bu yana yapılan reformlarla mezuniyet oranlarında önemli artışlar sağlanmıştır.

Türkiye’de hem orta hem de yükseköğrenimde başarı oranları OECD ortalamasının altındadır ancak, her iki oranda hem nesiller çapında önemi ölçüde artış göstermiş hem de pek çok OECD ülkesinden daha fazla artmıştır.

Kurumlar:

Akademik seçim ve çoklu geçişler gibi sistem düzeyindeki politikalar eğitim sisteminde eşitliği engelleyebilmektedir. Türkiye üst orta eğitimi tamamlama oranlarının yükseltilmesi amacıyla zorunlu eğitimin süresini 12 yıla çıkartmıştır. Türkiye PISA değerlendirmelerine göre, okuma, matematik ve fende OECD ortalamalarının altındadır.

Türkiye (2003/2009 yıllarını kapsayan) PISA matematik ve fen değerlendirmesinde en fazla performans artışı sağlayan üç ülkeden biri olmakla birlikte OECD ülkeleri arasında en düşük performansa sahip ülkelerden biridir.

Pek çok eksikliklere rağmen Türkiye’deki öğrenciler öğretmenleri ve öğrenim ortamları hakkında olumlu görüşe sahiptir.

ð Yöneticilerin ve öğretmenlerin ihtiyaca cevap verebilme kapasitelerinin sınırlı düzeyde kalmasının nedenleri şunlardır.

- Öğretmenlerin mesleki öğrenim ve eğitimleri ile deneyim eksiklikleri.

- Denetim yapısı içinde okullara esneklik tanınmaması.

Ölçme ve değerlendirme konusunda yakın zamanda geliştirilen son stratejilerle daha fazla öğrenci odaklı bir yaklaşım amaçlanmaktadır.

Türkiye’de okullar öğrencilerin sosyoekonomik statüleri ve akademik performansları bakımından homojen görünüme sahip olma eğilimindedir.

PISA 2009 sonuçlarına göre, okullar arasındaki akademik performans farkı (%51,7) büyük ölçüde okulların ve öğrencilerin ekonomik, sosyal ve kültürel statüleriyle açıklanmaktadır.

Düşük sosyoekonomik statüye sahip statüye sahip 15 yaşındaki öğrencilerin % 42’si (OECD ortalaması % 30,8’e kıyasla) beklenilenden daha iyi performans göstermişlerdir.

Hedef politikalarda öğrencilerin sosyoekonomik altyapılarının performans üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan aldırmak amacıyla, okulların kapasitesinin sistematik şekilde desteklenmesi ve güçlendirilmesi amaçlanmalıdır.

Üst orta eğitimde hem genel hem de mesleki eğitim programlarında mezuniyet oranları (%56) OECD ortalamasının (%83) gerisindedir.

Üst orta eğitim seviyesinde okullaşma oranının ve kalitenin yükseltilmesi için çeşitli çalışmalar gerçekleştirilmiştir. 2000 yılından bu yana öğrenime devam eden 15-19 yaş grubundakilerin oranı iki katından fazla artarak %64’e yükselmiş olmasına karşın, bu oran hala %84 olan OECD ortalamasının (2011 yılında ) gerisindedir.

Bakanlık kaynaklarına göre, VET’te (mesleki eğitim ve öğretim) okullaşma oranı 2003 yılından bu yana kayda değer bir şekilde artmış olup, 2003 yılında üst orta eğitim öğrencileri için %36 olan VET okullaşma oranı 201 yılına gelindiğinde %51’e yükselmiştir. Ancak %25 ile ortaöğretim seviyesinde mesleki eğitim ve öğretimde mezuniyet oranı OECD ortalamasının (2011 itibariyle %47) hala oldukça gerisindedir.

Öğrencilerin yükseköğrenim kurumlarına seçilmesinde ve yerleştirilmesinde ulusal sınavlar kullanılmaktadır. (Yükseköğrenim tip-A) akademik programlarından mezuniyet oranları %23 ile OECD ortalaması olan %39 un gerisindeyken, daha teknik programlardan (yükseköğrenim tip-B) mezuniyet oranları %17 ile OECD ortalaması olan %11 in üstündedir. Pek çok OECD ülkesine tezat şekilde erkek öğrencilerin yükseköğrenimden mezuniyet oranı kız öğrencilere göre daha yüksektir.

Okul müdürlerinin PISA 2009 kapsamında belirttiklerine göre öğretmen ve öğrencilerin davranışları öğrenmeyi OECD ortalamasından daha fazla derecede engellemektedir.

Türkiye ‘de kentsel alanlardaki okullar kırsaldan gelen geniş aileler, kalabalık sınıflar, sabahçı-öğlenci uygulaması ile kaynak eksikliğiyle karşı karşıyayken kırsal kesimlerdeki okulların karşılaştıkları sorunlar: sınıf mevcudunun azlığı, düşük akademik performans, öğretmen rotasyon sıklığı ve kız çocuklarının eğitime katılım oranının eğitime katılım oranının düşük oluşudur.

TALİS 2008’e göre okul müdürleri pedagojik liderlikten çok idari liderlik tarzını benimsemişlerdir. OECD ortalamasından daha fazla okul müdürü yetkin öğretmen destek personel ve malzeme eksikliğinin okullarda öğretime sekte vurduğu belirtilmiştir.

TALİS 2008 sonuçlarına göre Türkiye’deki öğretmenler öz yetkinlik açısından ortalama seviyededirler. Ancak mesleki tatmin açısından ortalamanın altındadırlar. TALİS sonuçlarına göre Türkiye’deki öğretmenlerin %18’i 2000 ila 2010 yılları arasında öğretmenlerin ücretleri ilk ve ortaöğretimde iki kattan fazla artmış olmasına karşın 2010 yılı itibariyle ücretler hala OECD ortalamasının aşağısında kalmıştır (başlangıç ücretleri OECD ortalamasına göre %15 den aha fazla düşükken, üst skalada fark %40 veya üzeridir.)

MEB 2010/2014 stratejik planında merkezi ve yere düzeyde bir kalite kültürünün yansıra bir kalite güvence sisteminin oluşturulması amaçlanmaktadır. İlköğretim okulları için belirlenen bu yeni standartlar öz değerlendirme kapasitesinin artmasına katkıda bulunabilir.

Okul yöneticileri ulusal düzeyde belirlenen ve hem bölgesel hem yerel idareler tarafından belirlenen öğretmen yeterliliklerini kullanarak müfettişlerin sevk ve idaresinde öğretmenlerin değerlendirilmesinden sorumludur.

OECD tarafından yapılmış TALİS 2008 anketinden elde edilen bilgilere göre öğretmen değerlendirmeleri yerleşik bir çerçeve marifetiyle öğretmenlerin profesyonelliklerini arttırmakta ve gelişmeyi teşvik etmektedir.

2007 OECD raporuna göre öğrenciler ve okullarla ilgili sonuçların iyileştirilebilmesi için öğrenci ölçümleri, öğrenci odaklı olmalıdır. Ayrıca öğrencilerin kilit yeterlilikleri nasıl edindiklerini anlayabilmek için ise çeşitli ölçüm araçlarından yararlanılmalıdır.

Denetim ve Finansman:

Türkiye eğitimde oldukça merkezileşmiş bir denetim sistemine sahiptir.

Eğitim politikası MEB ve YÖK tarafından yönlendirilmektedir.

Okullar sınırlı özerkliğe sahiptir ve ihtiyaca cevap verebilme kapasiteleri sınırlı düzeydedir.

Eğitimin finansmanını kamu karşılar, okul aile birlikleri de ebeveynlerden katkı alabilmektedir.

Son 10 yılda genel finansman düzeyi artmıştır ancak, ilk ve ortaöğretim kurumlarının finansmanı diğer OECD ülkelerine kıyasla yetersiz düzeydedir.

Eğitim kurumları nüfus ve işgücü piyasasındaki çeşitli değişmelere cevap vermelidir ancak Türkiye’nin oldukça merkeziyetçi eğitim sistemi ve bürokratik yapısı okulların birebir karşı karşıya oldukları zorluklara çözüm geliştirme kapasitelerini sınırlandırmaktadır. Yükseköğretim kurumları ve meslek eğitim kurumları bu ihtiyaçlara çözüm geliştirme açısından yeterli özerkliğe sahiptirler.

2010 yılı itibariyle Türkiye’de öğrenci başına yıllık harcama miktarı okulöncesi eğitimde 2490 USD ile OECD ortalamasının (6762 USD) yarısından azdır. Bu tutar ilköğretimde 1860 USD (OECD ortalaması 7947 USD) ve üst ortaöğretimde 2470 USD’dır. (OECD ortalaması 9014 USD’dır.)

İlköğretim, ortaöğretim ve orta eğitim sonrası – yükseköğretim dizeyinde olmayan eğitime yapılan harcamaların toplamı 2010 yılında GSYİH %2,5 i düzeyindeyken aynı dönemde OECD ortalaması %3,9 dur. Ancak bu oran 2000 yılından bu yana 0,7 yüzdelik puan artış göstermiştir.

2010 yılında devlete bağlı ilköğretim, ortaöğretim ve orta eğitim sonrası- yüksek eğitim düzeyinde olmayan eğitim kurumlarında öğrenci başına yapılan kamu harcaması 2008 USD’yken (OECD ortalaması 8412 USD ‘dır), özel eğitim kurumları için bu rakam 2413 USD ‘dır. (OECD ortalaması 5029 USD ‘dır.)

Politikayla ilgili Temel Meseleler:

Türkiye 15 yaşın altındaki nüfusun genel nüfusa oranı bakımından OECD ülkeleri arasında en yüksek orana sahip ülkelerden biridir.

è Türkiye’nin eğitimde çözümlemesi gereken temel öncelikleri şunlardır.

Bölgeler arası ve kentsel ve kırsal alanlar arası eşitliğin artırılması,

Dezavantajlı öğrencilerin ihtiyaçlarının çözümlenmesi,

Nitelikli öğretmen ve yöneticilerin eğitimi ve yetiştirilmesi,

Üst ortaöğrenim, mesleki eğitim ve öğretim (VET) ve yükseköğrenime erişimin ve tamamlama oranlarının yükseltilmesi,

İşgücü piyasasıyla bağlantıların güçlendirilmesi.

Eğitim sistemi için yeterli finansmanın sağlanması.

Politikalarda Çözüme Yönelik Son Gelişmeler:

Uluslararası kuruluşlarca son yıllarda pek çok reform desteklenmiş ve belirli durumlarda ulusal eğitim politikasının dönüştürülmesi amacıyla pilot projeler başlatılmıştır.

Dünya Bankası’nın desteğiyle başlatılan Temel Eğitim Programı (1997) ve Ortaöğretim Projesi (2006-2011) ile sayılan bu farklı eğitim kalitesinin iyileştirilmesi amaçlanmıştır.

Eğitim sisteminde hem eşitliğin hem de kalitenin yükseltilmesi amacıyla 2001-2005 yıllarını kapsayan esas uygulama planına UNICEF tarafından desteklenen çeşitli projelere yer verilmiştir.

Avrupa standartlarıyla uyumun sağlanması amacıyla VET ve yükseköğrenim faaliyetleri geliştirilmiştir. Ancak belirli projelerin değerlendirilmesi kapsamında hedeflerin veya amaçların tamamının gerçekleşmediği ve pilot projelerin ulusal politikaya dönüştürülmesinin güç olduğu belirtilmektedir.

Türkiye’de eğitim üç kilit kalkınma planı tarafından yönlendirilmektedir.

ð “Milli Eğitim Bakanlığı Stratejik Planı (2010-2014)

ð 10. Kalkınma planı (2014-2018)

ð Hayat Boyu Öğrenme Strateji Belgesi

Hükümet finansmanı artırmak amacıyla, özel sektörün eğitim sistemine sağlayacağı katkılar için teşvikler getirmiştir.

Raporun özetlenmesindeki büyük katkısı için Asuman FIRAT'a çok teşekkür ederim.

Son DüzenlenmePazar, 23 Ekim 2016 21:11
Osman KARAKAYA

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni

1 yorum

Yorum Ekle

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuza emin olun. HTML kodları kullanılamaz.